Zamanla Yarışan Yürek
Telefonu kapattığım an, içimde bir yangın başlamıştı. Koşar adımlarla otoparka doğru ilerledim. Arabayı sürerken yağmur ön camıma öyle şiddetli vuruyordu ki, sanki bütün dünya bana bağırıyordu. Silecekler, hızına yetişemiyordu. Her kırmızı ışık, beni kasıtlı olarak durdurmak için yanıyor gibi geliyordu. Aklımda sadece Elif vardı. Minik kızım, henüz altı yaşındaydı; böyle bir korkuyla başa çıkmak için fazla küçüktü. Yetişkinlerin bile dışarı çıkmak istemeyeceği bir havada, tek başına, çaresizce beni bekliyordu. Onun üşüdüğünü, korktuğunu hayal ettikçe kalbim sıkışıyordu. Yol boyunca sayısız senaryo kafamda canlandı. Ona bir şey olmasından korktum. Gözyaşlarımın, ön camdaki yağmur damlalarına karıştığını hissettim. Direksiyonu sıkıca kavramış, son sürat okula doğru ilerliyordum. Dakikalar saat gibi geliyordu. Otoparka yaklaştığımda, içimde hem büyük bir endişe hem de kavuşma umudu büyüyordu. Her şeyin bir an önce bitmesini, Elif’imi kollarımın arasına almayı istiyordum. Kalbim gümbür gümbür atıyordu. Kavuşmanın dokunaklı anına tanık olmak için görsele dokunun 👉